KOMŞUMUZ OLSUN İNŞAALLAH....
26/4/2008 · Kategori: DINI YAZILAR
CENNET KOMŞUSU
Vaktiyle padişahlardan biri şehri dolaşmaya çıkmıştı. Tanınmamak için kıyafetini değiştirmiş, yanına da bir kölesini almıştı. Halkın kendi yönetimi hakkında neler düşündüğünü öğrenmek istemişti.
Mevsim kıştı. Soğuk her yeri kasıp kavuruyordu. Yolu bir mescide düştü. İki yoksul bir köşede titreyerek oturuyordu. Gidecek başka yerleri yoktu. Onların ne konuştuklarını merak eden padişah yanlarına sokuldu.
Fakirlerden şakacı olanı soğuktan şikayet ediyordu:
- Yarın cennete gittiğimizde bizim padişahı oraya sokmayacağım! Cennetin duvarına yaklaştığını görürsem, pabucumu çıkarıp kafasına vuracağım.
Öteki merakla sordu:
- Onu niçin cennete sokmayacakmışsın?
- Tabii sokmam. Biz burada soğuktan donarken o sarayında keyif sürsün. Bizim halimizden haberdar olmasın. Sonra da kalkıp cennette bana komşu olsun. Ben öyle komşuyu istemem arkadaş, dedi.
Gülüştüler.
Padişah kölesine:
- Bu mescidi ve adamları unutma! dedi.
- Saraya dönünce mescide adamlarını yolladı. İki fakiri alıp saraya getirdiler.
Zavallılar başımıza neler gelecek diye korkuyla bekleşirken onları dayalı, döşeli bir odaya yerleştirdiler.
- Burada yiyip, içip yatacak, padişahımıza dua edeceksiniz. Cennette size komşu olmasına karşı çıkmayacaksınız, dediler.
Peygamberimiz yoksula yardım edenleri şöyle övmüştür:
"Bir mü'mini dünya dertlerinden kurtaranı, Allah, ahiret dertlerinden kurtarır."
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Ailece Yemek
23/4/2008 ·
"Yemeklerinizi topluca yiyiniz. Ayrı ayrı yemeyiniz. Şüphesiz ki, bir kişinin yiyeceği 2 kişiye de yeter. İki kişinin yemeği, 5–6 kişiye yeter. Şüphesiz ki, bereket cemaattedir." (Bezzar)
---
Bu hadis-i şerifte mü’minler cemaatleşmeye teşvik edilmektedir. Yalnızca kendini düşünerek ferdî yaşamaktan, bir nevi kaçındırma vardır. Toplu olmanın, cemaat halinde hareket etmenin sayısız faydalarından biri de, Allah’ın cemaate verdiği yardım ve berekettir.
İnsanlar, tek başlarına duymadıkları bir güç ve kuvveti, yardım ve bereketi, cemaat şuuru, birlik ruhu içinde hareket ederken bulurlar. Bu cihetle cemaatte rahmet de vardır.
Yorum (yok) Yorum yaz!
Ahiret
23/4/2008 ·
Hazret-i İbrahim Filistin`den kalkıp sık sık Mekke`ye geliyor, oğlu İsmâil ile hanımı Hacer`i ziyaret ediyordu. Bu mûtad ziyaretlerinden birinde, yolculuğunu sahilden yapmak zorunda kalmıştı. Deniz kenarında bir hayvan leşi gördü. Leş üzerine dalgalar vuruyor ve dalgalarla birlikte gelen balıklar ve deniz hayvanları, o leşten yiyorlardı. Dalga çekilince, bu defa da kara hayvanları ve kuşlar leşin başına üşüşüyorlardı. Her bir hayvan, leşten bir parça koparıp midesine indiriyordu. Gördüğü bu manzara Hz. İbrahim`in merakını çekti. "Cenâb-ı Hak, acaba bu hayvanı nasıl diriltecek? Herbiri başka bir hayvanın midesinde olan zerrelerini nasıl toplayıp bir araya getirecek?" diye düşündü. Bu düşünce, onda "dirilme" hâdisesini gözüyle görmek arzusunu uyandırmıştı. Allah`a yönelerek,
"Ey Rabbim! Ölüleri nasıl diriltirsin? Bana göster" diye dua etmeye başladı. Hz. İbrahim`in bu dua ve niyazına Allah:
"Ey İbrahim! Ölüleri Allah`ın dirilteceğine îmanın yok mu? Bu hususta herhangi bir şübhen mi mevcut?" sorusuyla karşılık verdi. Hazret-i İbrahim cevaben:
"Ey Rabbim! Ben ölüleri dirilteceğine kesin olarak inanıyor, bu hususta hiçbir şüphe duymuyorum. Ancak bu hârika fi`lini gözümle de görüp kalben tam tatmîn olmak istiyorum" dedi.İnsan bazen, kesin olarak bildiği, inandığı şeyleri, gözüyle de görmek ister. Bu, son derece tabiî bir haldir. Hz. İbrahim`in isteği de bu nevidendi. Şüphesiz onun, Allah`ın ölüleri dirilteceğine inancı tamdı. Bu konuda hiçbir şüphesi yoktu. Buna rağmen, dirilme hâdisesini merak ediyor, gözüyle de görmek istiyordu. Allah`ın Hz. İbrahim`in niyetini bildiği halde, "sen îman etmedin mi?" diye sorması da düşündürücüdür. Böylece Hz. İbrahim`in içindeki niyyetini açıklamasına imkân vermiş oluyordu. Hâdiseyi sonradan duyan insanların onun hakkında kötü düşünmelerine fırsat bırakmıyordu. Cenâb-ı Hak, Hazret-i İbrahim`in, ölülerin nasıl diriltildiğini görme isteğini kabul ederek, ona:
"Ayrı cinsten 4 kuş al. Onları önce iyice kendine alıştır. Sonra kes. Parçalarını birbirine karıştır. Bu parçalardan herbirini etrafında görünen şu dağların ayrı bir yerine koy. Sonra o kuşları isimleriyle çağır. Sür`atle, âzaları tam ve diri olarak sana geldiklerini göreceksin" dedi. Hazret-i İbrahim verilen bu emri yerine getirdi. Önce kuşları bulup kendine alıştırdı. Sonra kesti. Tüylerini yolarak herbirini 4 parçaya ayırdı. Her parçayı diğerleriyle karıştırarak, başlarını da yanlarına koydu. Dört ayrı dağın tepesine baktı. Sonra o kuşları, isimleriyle çağırdığı zaman, hepsinin canlı olarak kendisine uçup geldiğini gördü. Bu manzara karşısında kalbi heyecanla çarpmaya başlamıştı. Çünkü ölülerin dirilişi hakikatini bizzat görme nimetine nail olmuştu. Bundan dolayı, Allah`a hamd ve şükürlerde bulunuyordu. Kalbi tam itmi`nan bulmuş, huzur ve vecd içinde kalmıştı.
(Mehmed Dikmen - Peygamberler Tarihi)
Yorum (yok) Yorum yaz!
Kelime - i Şehadetin Ağırlığı
23/4/2008 ·
Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz bir gün, ihlâsla söylenmiş bir kelime-i şehâdetin, âhirette mü'minin terâzisinin sağ kefesini nasıl yükselteceğini şöyle anlatmışlardır :
- Azîz ve Celîl olan Allah Teâlâ kıyâmet günü, ümmetimden bir adamı halkın içerisinden alır ve onun için doksan dokuz adet büyük defter açar. Her defter, gözün alabildiği kadar büyüktür. Allah Teâlâ adama sorar:
- Bu defterde yazılı olanları inkâr ediyor musun ? Muhâfız kâtiplerim (olmadık şeyler yazarak sana) zulmetmişler mi ? Kul :
- Ey Rabb'im, hayır, (hepsi doğrudur!) der. Allah Teâlâ sorar :
- (Bunları işlemenden dolayı beyan edeceğin) bir özrün var mı? Kul :
- Hayır, ey Rabb'im, der. Azîz ve Celîl olan Allah Teâlâ:
- Evet, senin bizim yanımızda (büyük ve makbul) bir de hasenen (iyiliğin) var. Biz bugün sana zulmetmeyeceğiz! buyurur. Hemen bir kart çıkarılır. Üzerinde, 'Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resûlüllah (Şehâdet ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur. Ve şehâdet ederim ki, Muhammed Allâh'ın Resûlü'dür)' yazılı.
Sonra Allah Teâlâ buyurur :
- Ağırlığını (yani amellerini) hazırla! Kul sorar :
- Ey Rabb'im! Bu defterlerin yanındaki şu kart da ne ? Allah Teâlâ ona :
- Sana zulmedilmeyecektir ! buyurur.
Hemen defterler mîzânın bir kefesine konulur, kart da diğer kefesine. Tartılırlar. Neticede defterler hafif kalır, kart ağır basar. Esasen Allâh'ın ismi yanında hiçbir şey ağır olamaz!'
Yorum (yok) Yorum yaz!
Dua ve İhlas
23/4/2008 ·
Fakirin biri, bir ağaç dibinde gölgelenmekte olan Hz. Ali (r.a.)'ye gelir, ihtiyaçlarını arz eder :
- Çoluk - çocuk sıkıntı içindeyim, ne olur bana biraz yardımda bulunun, der.
Hz. Ali (r.a.) hemen yerden bir avuç kum alır, üzerine okumaya başlar. Sonra da avucunu açar ki, kum tanecikleri altın külçeleri hâline gelmiş...
- Al, der fakire. İhtiyacını karşıla!
Fakirin gözleri yerlerinden fırlayacak gibi olur :
- Allah aşkına söyle yâ Emîre'l-mü'minîn! Ne okudun da kum tanecikleri altın oluverdi ? der. Hz. Ali (r.a.) anlatır :
- Kur'ân-ı Kerîm, Fâtiha sûresine gizlenmiştir. Bende Kur'an-ı Kerîm'i okudum, yani Fâtiha sûresini okudum bu kumlara...
Bunu öğrenen fakir durur mu ? O da bir avuç kum alır ve başlar okumaya. Okur, okur, okur... Ama kumlarda bir değişiklik yoktur. Altın filan olmuyor, aynen duruyor.tekrar gelir ve İmam Ali kerremallâhü vechehû hazretlerine :
- Ben de okudum, ama birşey değişmiyor; kumlar altın olmuyor, der. Emîrü'l- Mü'mînin Hz. Ali (r.a.) boynunu büker, mahcup bir edâ ile cevap verir :
- Ne yapayım, der. Duâ aynı duâ ; ama, okuyan ağız aynı değildir ! Duâ tamam; lâkin, okuyanın ihlâsı ve teveccühü tamam değildir!..
İşte bütün mesele buradadır. Okuyanın ihlâsında ve teveccühünde... Aynı duâ; aynı îman, aynı İhlâs ve aynı teveccühle okunacak ki, aynı netice elde edilebilsin. Yoksa kumu altın yapmak gibi bir iksire sahip olabilmek mümkün olmaz.
Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::




